Descartes’ın Cogito’su

Felsefede arkhe problemi Descartes ile birlikte özneye çevrilmiş, kurulan kartezyen sistemde düalistik bir töz tasvir edilmiştir. Benzer bir düalizm Platon’un idealar kuramında da bulunur. Ancak Aristotales’in Platon felsefesine yaptığı rötuş gibi Spinoza da kendi monist sistemiyle Descartes düalizmini yadsımıştır.

Ontolojik yapıları nedeniyle düalizm deizme, monizm ise panteizme altyapı sunabilir. 17. yüzyıl felsefesinin kavramsal dünyasında Descartes, Spinoza ve Leibniz tarafından farklı şekillerde yorumlanan tanrı mevhumu düalizm-monizm arasındaki ontolojik farkı göstermesi bakımından önemlidir. Monizmde tanrı kavramı bir metafor olarak doğayı, yani varoluşu kapsayabilir. Bu nedenle ateizme yönelmiş Spinoza’nın monist felsefesi ile Hristiyan geleneğe bağlı Descartes felsefesi arasında, benimsedikleri rasyonel ve determinist ilkeler dışında belirgin farklar vardır.

Gerçeklik, tüm filozoflar tarafından olduğu gibi Descartes tarafından da sorgulanmıştır. Kant tarafından alıntılanan Horatius’un sapere aude! (aklını kullanmaya cesaret et, bilmeye casaret et!) mottosu gibi Descartes’ın cogito, ergo sum (düşünüyorum, öyleyse varım) sözü de Aydınlanma Çağı’nın felsefi sloganları arasında gösterilir. Cogito önermesi düşünmekte olan bir öznenin ön kabulüne dayanır. Ancak bu önermenin bir ön kabul olduğu Descartes tarafından itiraf edilmez (bk. Deleuze ve Guattari – Felsefe Nedir?).  Yine de bu önerme bir aksiyommuş gibi Descartes tarafından paradoksal bir şekilde devam ettirilir; düşünen bir ben varsa iki durum olasıdır:

1. Her şey gerçektir
2. Hiçbir şey gerçek değildir

İlk durum zaten olağandır. Ancak eğer ikinci durum geçerliyse (hiçbir şeyin gerçek olmamasının gerçek olması?), bu durum en başından cogito ile zorunlu olarak engellenir. Şöyle ki; eğer hiçbir şey gerçek değilse ve ben şeytani bir varlık tarafından her şeyin gerçek olduğuna inandırılmışsam, kandırılan bir varlığın yani “ben”in varolma zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Bunun üzerine şöyle diyecektir: dubito ergo cogito, cogito ergo sum (şüphe duyuyorum o halde düşünüyorum, düşünüyorum o halde varım).

Descartes’ın cogito kavramı onun ruh-madde düalizmi üzerine kurulu ontolojisinde kilit bir öneme sahiptir. Tözün tek olarak kabul edildiği Spinoza felsefesinde ise varlığın sonsuz sıfatları arasında düşünme ve yayılım sıfatlarına haiz olduğunu kavrayabilen ben hakikatinin bilgisine ancak ve ancak üçüncü bilgi türüyle vakıf olabilir. Bu nedenle soru en baştan Descartes’ın şüpheci yaklaşımındaki “ben”in varoluşunun gerçekliği değil, düşüncede doğru bir fikrin olup olmadığı olmalıdır. Spinoza tarafından “Anlama Yetisinin Düzeltilmesi Üzerine İnceleme”de ifade edildiği üzere de doğru bir fikre sahibizdir (habemus enim ideam veram).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir